HARDAL  ( HATİR ) TARİHİ:
 
Hardal’ın Tarihi ile Şarkışla’nın tarihini birlikte ele almak gerekmektedir. Şarkışla’da M.Ö 3000’li yıllarda Hitit’lerin yaşadığı bilinmektedir. Daha sonra M.Ö 550 ‘ler de Pers’lerden sonra Kapadokya Krallığı, daha sonra Pontus ve Roma etkinliğine girmiş, Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması sonucunda M.S 395 ‘te Doğu Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde kalmış,1071 yılında Malazgirt Savaşı ile Anadolu Selçukluların eline geçmiştir.1243’de İlhanlı istilasına uğramış,1340’ta Eretna Beyliğine 1408’dede Osmanlı İmparatorluğuna bağlanmıştır.
Hardal’ın bu tarihsel süreçteki hak ettiği yere konulması için köyün yaslandığı “Gala”  olarak bilinen ve bir höyüğü andıran yapının ortaya çıkarılması ile gerçekleşecektir. Hardal’ın tarihsel süreci çevre köylerden farklı değildir. Emlek yöresi 15 ve 16. yüzyılda Sivas’a bağlı, Türkmenlerin yoğun olduğu bir yerleşim merkezi olmasına karşın, 1558 – 1560’lı yıllardan itibaren nahiye olduğu ve merkezinin ise Hatir ( Hardal ) olduğu 105 köyden oluştuğu bilinmektedir.19.Yüzyılın sonlarına kadar kaza merkezi olan Emlek 1831 yılında yapılan nüfus sayımında (Erkek ve Müslüman nüfusu) 2919’dur.Bir yöresel belde olarak; Şarkışla’nın 40, Gemerek’in 8, Yıldızeli’nin 20, Kayseri Sarıoğlan’ın 6 ve Yozgat Akdağmadeni’nin 14 köyünü içeren, Turna, Şeme, Kılıç, Karababa, Nalbant dağlarından başlayıp Akdağlar ve Sırıklıdağ ile çevreleyen Kızılırmak havzası içinde bulunan vadiye Emlek denilmektedir.
Bu yerleşim birimi her ne kadar Kayseri, Yıldızeli, Akdağmadeni, Yozgat ve Şarkışla ilçelerine bağlanarak parçalanmış iseler de günümüze değin gelenek ve kültürlerini yaşatmışlardır. Emlek 15-16 yüzyıllardan sonra Bozok’a (Yozgat) bağlanmış ve bu süre içinde 17. yüzyıldan itibaren yine Hatir ( Hardal Köyü ) kaza merkezi olmuş ve 1908 yılına kadar Nahiye merkezi olarak yönetsel işlevini sürdürmüş. Bu tarihte nahiye merkezi Hardal köyünden alınmış ve Akçakışla’ya verilmiştir. Hardal köyü Emlak yöresinde Alevilerin yaşadığı bir köydür. Kale ‘si, Cami’si, Tülce Baba ziyareti, Güldede’si, Hakkı Baba Tekkesi ( Köyün altında İlyashacı köyüne sınırdaki Tekke.) 18. yüzyılda Yaşamış Kul Edna ( Sefil Edna), 19.Yüzyılda yaşamış Aşık Hüseyin, 20. yüzyılda yaşamış Aşık Halil ( Aşık Veysel Şatıroğlu’nun saz çalmayı öğrendiği kişi), Şiirleri ile Mustafa Kök, Bayram Daldal, Aşıklık geleneğini Sürdüren ve Kendi şiirlerinin yanında usta malı eserleri yorumlayan ve halen yaşayan Ocakzade - Dede H.Hüseyin Özyazıcı, 20. Yüzyılda yaşamış Hulki ( Hasan Yılmaz). Tarihsel yapılardan Akkaşoğlu Konağı, Acı Derede bulunan Mağara v.s.
            KALE; Hititler’den kaldığı sanılmakta olup kazı izni verilmediğinden tarihi konusunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır, 1970’li yıllarda Kürtlerin Üskül ( Şimdiki Nacak ‘lar ) tarlasında çift sürerken çift demirine takılan kayaları temizleyerek bulduğu yaklaşık 14 basamak’tan (Kesme taş basamaklar) oluşan merdivenin devamını şikayete uğradığı için kazamamıştır. Ancak yaşları 45’in üstündekiler hatırlarlar Acı dereden Kalanın Başına doğru çıkan ve Tünel şeklinde zemini kesme taş merdivenden oluşan  “Öksürük Deliği”ni, İşte bu öksürük deliğinin devamı merdiven Kürtlerin Üskül’ün bulduğu merdivendir. Kale’nin altından tünellerin ( Su Yolu ) Konağın önüne (Akkaşoğlu Konağı)  çıktığını da herkes bilir.
MAĞARA; Acı derede Kale’nin karşı yamacında bulunan ve yine Kesme taş döneminden kalan ve içinde kayalar oyularak oluşturulmuş ortasında taş sütun olan bir yapılaşma.
HARDAL CAMİ; Her ne kadar bu cami Yozgatlı Safiye Hatun tarafından yaptırıldığı vakıf kayıtlarında geçmekte ise de, Bu Cami 1729 yılında Akkaşzade Ahmet Efendi tarafından yaptırılmıştır. Camii’nin kapı giriş üzerindeki Kitabeden anlaşılmaktadır. Kitabe aynen şöyledir.
      Şefaat Matlabu niku rahmet
      Binanın tecdidi asarı Akkaş Zade Ahmet
      Dedi hem üçler yediler kırklarla tarihi
      Erişip lütfü rabbani dü cihanda Ey ahi
Camii’nin avlusundaki mezar Camii’yi yaptıran kişinin oğlu Akkaş Mehmet Ağadır. Mezar taşında aynen şu yazmaktadır;
      Hüvallahül baki
      Kimki gele bu misafir hanede mehman ola
      Lacürmü bir gün ona gitmek ani ferman ola
      Hali dünya böyledir buna gelenler bir gün gider
      Padişahta olsa anlaya ki hali bir gün tufan ola
           
      Çarkı esyaya benzer gözler herkes nöbetin
      Nöbetine razı herkes gerek sultan ola
      Nöbeti gelmiş bekler Akkaş Mehmet Ağa’nın
      Dilerim dergahı haktan ana hak ihsan ola
 
      Şiri anı alide ol zatı paki lem yezel
      Merkabında pası pak tefekkür Yezdan ola
      Bin ikiyüz dörtte noş eyledi ecel çamı(şerbetin)
      Geddi şöhret erdi beka mekanı cenan ola (cennet)
 
Caminin iç döşemeleri kilim ve halıları ise Akkaşzade Ahmet Efendi’nin annesi  Hardal’lı Ahsen Hatun tarafından döşenmiştir. Bu Camii kesin bilgi olmamakla birlikte Kitabesinden ve mezar taşından anlaşılacağı üzere 1150 H( 1729 ) yılında yapılmış ve Kesme taş kullanılmıştır. Zamanla Kubbe ve Çatısı yıkılmıştır.
Kaynakça: ( Camii bilgisi Cevdet Yılmaz )
HAKKI BABA TEKKESİ: Köyün ortasından akan dereye “ öz “ denilmektedir, İlyas hacı köyü sınırındaki mevki ye bu özün kıyısına TEKKE denilmektedir.
TÜLCE BABA: Kabri, Hardal köyüne yaklaşık üç kilometre uzaklıkta köy yolu üstündedir, kimliği ve yaşadığı döneme ait kesin bilgi yoktur. Kabrin olduğu kısım beton duvar ile çevrilidir. Demir parmaklıklarla yapılmış kapısı Doğu tarafındadır. Bu alanda Tülce babanın mezarı dışında birkaç mezar daha vardır. Mezarın eni bir buçuk boyu ise yaklaşık üç metredir. Kabirlerin bulunduğu bu alanda bir kuşburnu ağacı vardır. Tülce Baba keramet sahibi bir insandır. Bu zatı rüyasında gören herkes gidip orada bir kurban kesip dağıtır. Bunun dışında çeşitli istek ve dilek için insanların burayı ziyaret edip dua ettikleri bilinmektedir.
SELMAN BABA: Türbesi, Ortaköy bucağına bağlı Mescit köyündedir. Selman Baba 21 Mart Nevruz Bayramında Emlek yöresi köylerince ziyaret edilir. Selman Baba bir Bektaşi Dervişidir aslen Hacı Bektaş’lıdır, tekke ve zaviyeler kapatıldıktan sonra Anadolu’ya çıkar, birçok yer gezer. Daha sonra Şarkışla’nın Kale köyüne gelir, bir süre sonra Hardal köyünde kalır daha sonra şu anda kabrinin bulunduğu Mescit köyüne gelir ve bu köye yerleşir.
GÜLDEDE DAĞI: 2135 mt. Hakkın da detaylı bilgi olmamakla birlikte onun Veli olduğuna inanılır. Eski eser ve hazine arayıcıları tarafından Güldede’nin kabri kazılıp talan edilmiştir. Bugün mezarın olduğu yerde taş yığınları bulunmaktadır. Dağın eteğinde 20- 30 metre genişliğinde bir göl bulunmaktadır. Bu gölü ilkbaharda kar suları beslemektedir. Bu gölün suyunun uyuz hastalığına iyi geldiğine inanılmaktadır. Köylülerden edinilen hikaye ise Veysel KARANİ bu bölgeden geçerken develerini kaybeder. Daha sonra izi takip ederek develerini bu gölde bulur. Uyuz olan develerin hastalığından hiçbir iz kalmamıştır. İşte o günden itibaren bu bölgenin adına uyuz hastalığına şifa anlamında “BESEREK” denmiştir. Beserek denilince hem bu dağ ve hem de dağın eteğindeki göl anlaşılmaktadır. Beserek ve Gül Dede’ye yapılan ziyaretler adanan kurbanların burada kesilmesi uyuz hastalığına yakalananların tedavisi ve çocuğu olmayan kadın ve erkeklerin çocuk sahibi olmaları amacıyla yapılmaktadır. Uyuz hastalığına yakalanıp buraya gelemeyen hastalar için Beserek’ten götürülen bir miktar toprak su ile karıştırılarak çamur haline getirilip uyuz olan yere sürülür.
KUL  EDNA ( Sefil Edna) 19. y.y. Avşar ozanı Dadaloğlu, Kul Edna, Sefil Edna mahlası ile deyiş yazan “Edna” ile olan dostluğunu ve onu ziyaret etmek için yorumlamaya çalıştığı şiirinde;
 
Yaz bahar ayında çek etti gitti
Acep sılasına giden gelir mi?
Kadir Mevlam bize hidayet etse
Kul Edna’nın muradını verir mi?
 
Şol koca Nalbant’a bizde varalım
Serimizden şu sevdayı ıralım
Emlak kazasında bir dem sürelim
Sultan Akdağ gibi dağlar olur mu?
 
Diye tanımladığı Emlak Kazası, Osmanlı döneminde; kaza merkezi alınmış, Nahiye olarak merkezi Hardal köyü olmak üzere yönetim birimi oluşturulmuştur. ( Z.Doğan)
 
AŞIK HÜSEYİN 19.y.y.
Yaşamı ve eserleri hakkında bilgi edinilememiştir.
 
AŞIK HALİL 20. y.y.
Usta malı eserler ve deyişler söyleyen Aşık Veysel Şatıroğlu’ na bağlama çalmayı öğreten kişidir.
 
HULKİ (Hasan YILMAZ) 20. y.y.
Şiirleri hakkında bir bilgi elde edilememiştir.
 
MUSTAFA  KÖK ( Şair) 20 y.y.
 
Eserlerin de  Aşık tarzı, Taşlama  ve Destansı şiir örnekleri vardır. 1929-1976 yılları arasında yaşamıştır. Sosyal ve Siyasal olaylara duyarsız kalmamıştır.
Örneğin; Hasretliğe dayanamadığında;

Her zaman her zaman nedir bu hasret
Kıyamete kadar sürecek midir
Her saat her Dakka bu acı firgat
Kıyamete kadar sürecekmidir.
 
Çağdaşı Ozan arkadaşlarından bahsederken;
 
İki sevgilim var Sivas ilinde
Biri Meyhuni’dir biri Gömleksiz
Canım feda ikisinin yoluna
Biri Meyhuni’dir biri Gömleksiz.
 
Meyhuni ( Asıl adı Aslan olup Benlihasan’lıdır.)
Gömleksiz (Asıl adı Mehmet olup Yükselen köyündendir.)
 
1972 yılında genç iken ölen Senem Güney için ise 12 kıtadan oluşan Destansı şiir örneği;
 
Yetmiş iki yılı Temmuz ayları,
Aman vermez yaralarım sızılar
Yakın imiş ayrılığın çağları
Anam diye ağlar görpe kuzular
Basma şoför Halil sen fazla gaza,
Belki benim için eylersin kaza,
Sağ selamet olup varırsan bize
Tabutumda sinelerim sızılar.
Henüz gelin edemedim kızımı
Büyütmedim muradımı kuzumu
Kapatmayın açık koyun gözümü
Bana hayal oldu görpe kuzular.
 
Sosyal ve Siyasal sorunlara duyarsız kalmamıştır. Ayrıca Hardal için yazdığı şiir herkesçe bilinmektedir.
 
Hasreti aşkıyla o güzel köyüm
Bir dere içinde görünür Hardal
Her bir derelerden çağlarsa suyun
Türlü çiçeklere bürünür Hardal.
 
AŞIK H.HÜSEYİN ÖZYAZICI
Halen hayatta olan ve köyün en köklü ailelerinden gelen aşıklık ve dedelik geleneğinin son temsilcilerindendir. Şiirlerinin yanı sıra daha çok usta malı deyiş ve ağıt, okur Cem’lerde
Seyit’lik ve Zakirlik yapar.


YİNE MEKAN OLDU BU ELLER BİZE
GARİP KALDIM DİYE DURMAZ AĞLARIM
DOSTLARIN HASRETİ KAR ETTİ CANA
ANDIKCA SILAYI DURMAZ AĞLARIM
………….
unuttum baharın ne zamn geçti
yayla kuzusuyuz çiğerler biçti
kura çektik kısmet gurbete düştü
kaderle döğüşür durmaz ağlarım 
……….
düğünler olunca bayrak kaldırın
gurbettekiler için kadeh doldurun
beni o defterden artık sildirin
görmem artık o günleri ağlarım
……

Yaylam diye andırırsın bizleri
O çimenli dağlar sanada kalmaz
Kısmet çekip içemedim suları
Soluyor güllerin harada kalmaz

BAYRAM DALDAL
Halen yaşayan ve şiirlerinde aşık tarzı ile taşlama örneklerine ağırlık vermiştir.;

Sizde giderseniz bende giderim
Baba vatanımdır mihman olurum
Belki vadem yeter orda ölürüm
Belin hardallılar köye gidelim

 
İBRAHİM ERİCE
 
Halen hayatta olup genellikle usta malı deyiş, ağıt ve taşlamalar okur. Son yıllarda sağlık sorunları nedeniyle yazdığı şiirleri ve bestelerinde genellikle “ Dertlerini” ön plana çıkarmıştır.

Daha büyütmedim körpe kuzumu
Kahpe felek akla kara yazımı
Yalvarırım kayıp ettir izini
Ne olur bizimle uğraşma felek

Temmuz ağustosta estirdin kışı
Yıllardır görürüm karmaşık düşü
Keserek benimle alış verişi
Etme sen benimle uğraşma FELEK
 
 
HARDAL KÖYÜ’NÜN GÖÇ ALDIĞI BÖLGELER;
 
Köyün ilk yerleşik ailesi Devletlioğulları’dır. şimdiki Milliğil bu soydandır ve post sahibi ocak zade dir. Bu ocağın son temsilcisi halen yaşayan H. Hüseyin Özyazıcı’dır. Köydeki diğer Dedeler Budalagil ve Haydargil dikme Dede dir.
1512 olaylarından sonra köyde yerleşim Devletlioğulları ile başlamıştır. Sonraları Çapanoğulları’nın Osmanlı Ayan meclisine girmesi sonucunda bölgedeki hakimiyet Yozgat Bozok’a geçmiştir. Akkaşoğulları bu dönemde Hardal’a yerleşmişlerdir, Akkaşoğulları Bektaşi dir. Göçler; G.Antep Bostancık, Kars, Erzurum, Malatya bölgesinden olmuştur. 1829 Osmanlı-Rus savaşı, 1864 Rusya’dan sürgünle ile 1893 Osmanlı-Rus harbi döneminde göçler olmuştur.19.y.y da G.Antep Bostancık’tan gelenler şimdiki Kör Seydigil ile Karahalilgil aileleridir. 1829 göçünde ise Erzurum’dan gelen ailenin büyüğü ise Molla Halil’ dir. Bu aile şimdiki Molla Halil, Kamergil, Danahalilgil dir. Malatya’dan gelenler ise Kürtler ve  Körşekgil’lerdir. Sarıkaya’ köyünde akrabaları vardır. Edegil ise Kars Selimden 1893 yılında gelmiştir. Köydeki en alim kişi ise Molla Halilgil’den Durmuşefendi’dir. Erzurum'da Yakutiye Medresesinde eğitim görmüştür. Osmanlıca, Arapça, Farsça ve Türkçe bilmektedir. Oğlu Abbas Hoca’yı yetiştirmiş oda Camgöz’ün damında köyün gençlerini yetiştirmiştir.
Köyün gelenek ve yaşam biçimine bakıldığında “Hubyar Sultan” ın etkilerine rastlanılmaktadır. “SIRAÇ”  geleneklerinin ön plana çıktığı görülmektedir.
Sıraç, Saraç, Sırak, Sürek adları Türkmen oba adlarıdır. Anadolu, Azerbeycan ve İran’da bu ad ile anılan yer ve oymak adları vardır. Sıraç köylerinde bazıları Alevi oldukları anlaşılmasın diye bazı çocuklarına Ömer, Osman ismini bilinçli olarak koyarlar. Hubuyar’larda ölen kişiye öldü gözüyle bakılmaz “Göç etti” denir. Ölen kişinin cenazesi evinin en büyük odasında orta bir yere konur, üzerine cecim örtülür etrafına yakın akrabaları  (kadınlar) toplanır ağıtlar yakarlar. Ölen kişi gömülürken en çok sevdiği bir eşyası var ise o eşyası cenaze ile mezara konur. Mezarlıktan dönen kişilere yemek verilir buna “kazma kürek” ekmeği denir. Ölü evinde Kur’an okutulup ev boşaltılır. Ölü evinde birkaç gün yakın akrabalar kalır. Ahiretine karşılık gelsin ve öbür dünyada çıplak gezmesin diye ölünün elbiseleri fakir insanlara dağıtılır. Kırk gün sonra kırk yemeği verilir, ölümün birinci yılında ve takip eden yıllarda can yemeği verilir. Ölen kişi için göç etti, yolcu oldu, hakka yürüdü, don değiştirdi denilir. Bazen ölen bir kişinin çok sevdiği bir yakını ölürse aynı mezar açılarak yanına gömülür.
Tüm bunlardan anlaşıldığı üzere Hardal’da Sıraçlar’da vardır.